11 Ekim 2014 Cumartesi

Yok oğlum

yok oğlum.
eskiler yok artık.

modası geçmiş iki aşığı satra konuk etsen ilkel kaçıyor.
paydaya pay bırakmayacak şekilde bitirmişler bizlerin hevesini.
kimsek o olamamışız. olmak istediğimizi oldurmamışlar.
sahte bir kimliğe büründürmüşler, biz gerçeklik algımızı kaybetmişiz.
eskilere gıpta etmişiz, ama özenmemişiz.
boydan boya sahteliğin içinde kendimizi özgün sanmışız.
olsun... biz kendimizi özgür sayacak kadar yüce gönüllüymüşüz dört duvar içinde.

yokum oğlum.
yokum bu sevda mücadeleleri sadece mutlu bir ölüm içinse.
keza bir kez ölmek Allah'a, bin kez ölmekten daha yücedir gönlümce.

5 Eylül 2014 Cuma

Gölge

her yerde mutluluğa bakınıyorum.
ve şansa bak ki her yerde de görüyorum.
ama ardında hep bir gölge beliriyor.
sonra bir gün geliyor, gölge yutuyor onu.
ve döngü hep böyle devam ediyor.
acı bir şey acının mutluluğun gölgesi olması. 
saf insan, acı olmasa mutluluk da olmazdı diyor. 
ben gerek duymuyorum.
kötülük olmasa iyilik de olmaz diyorlar.
ben içinde kötülük olmayan bebeklere bakıyorum.
onlarda iyilik yok mu yani diye düşünmeden edemiyorum.
yoksa bile, keşke bebek olarak kalsaymışız o zaman diyorum.
insanlar konuşmaya devam ediyor,
ben sessizliğime tekrar gömülüyorum.

12 Mayıs 2014 Pazartesi

Senfoni I

misillenmiş bir karanlık söz konusu.
birkaç senfoni var aklıma takılan.
adı tebessümden ziyade;
kavgalarla geçen bir zaman zayiatını takiben,
anlaşılmaya tenezzül edilmemiş sözcükler ziyanı.

yeni, işini kolaylaştırır demişler. doğrudur.
ama kolay olunca anlamsızlaşır dememişler.
en güzel aşk zor olanmış demişler.
ama zorlaştırmanın manası yok dememişler, dimi?
sizin suçunuz değil oğlum...
onlar dememişler.

17 Nisan 2014 Perşembe

Sevmişcesine

Nerden geldin ki yol nereye çocuk? Ayakların şişmiş yürümekten.
Bir bak etrafına durup. Geride neler bıraktın veyahut neler bekliyor iki adım ötende? 
Asrın verdiklerinden midir nedir, bir garip bakıyorsun. Bir aşık bakıyorsun yine.
Bilirim sevmezsin baharı ama bahar düşmüş kirpiklerine sanki. Bir yeşillenmiş hayatın. 
Yine de o kadar şanssızsın ki hainlerin bol olduğu bir dönemde doğdun. 
Ve yine de o kadar şanslısın ki bu kadar kötülüğün içinde iyilere tutuldun,
O kadar şansa rağmen.
Ve o kadar ihtimale rağmen gittin ihtimallerin en güzeline vuruldun,
O kadar çirkine ibreten.
Bir Ahmet Kaya özlemiyle biraz, biraz Mustafa Kemal milliyetçiliğiyle sevdin.
Yürek dayanmaz ya bu sevdaya...
Bir vatan sevdin kan topraklı, birde toprağından çıkanı. 
Yaradan bilir ya en iyi sevmeyi ve sevilmeyi...
Ne lütuftur bildiğini öğretmesi ki karşında aşk kanlı canlı öylemesine.
Millet dercesine... Dik durup eğilmemişcesine...

5 Mart 2014 Çarşamba

Birileri gelip gitti

Bir nur yar edildi daha yaratılmamış insanoğluna.
Sonra insan yaratıldı. Huzura davet edildi. Bak dendi nura, sen bu nurun yüzü suyu hürmetine yaratıldın. Okudu Adem nuru, Ya Muhammed dedi.
Akabinde cenneti tasvir etti gözleri. Her şey vadedilmedi, verildi. Bir ağaç işaret edildi, meyvesi caiz edilmedi. Bir gün yasak unutuldu ve çiğnendi.
Nefis ya...
İnsan yaratıldı. Sonra hata yaptı.

Bir bebek dünyaya geldi antik kentin fethiyesinde. Annesini ve çiftçi babasını alıp frigya'ya yol aldı bir zaman. Kaderin cilvesi, halk ölen kralın yerine geçecek olan kişinin şehre arabayla ilk giren kişidir kararı almıştı. Genç, kral, adı Midas oldu. Servete doymadı. Tanrılarından ilahi bir güç istedi. Dokunduğu altın olmaya başladı, kızına dokundu.
Nefis ya...
İnsan yetinmedi. Sonra hata yaptı.

Bir çocuk büyüdü arap topraklarında. İlim aldı okulda. Aşkı gördü ardından. Kays idi adı. Kavuşamadı sevdaya, mecnun oldu. Alim değil, aşık oldu. Acısından çöle düştü, hayvanlara arkadaş oldu. İçine çekilmekten Allah'a yakın, maddeye ırak oldu. Leyla geldi, tanımaz oldu. Leyla öldü, ağlar oldu. Yakardı canını iade için, duası kabul oldu. Öldü ve leylasına kavuştu.
Aşk ya...
İnsan sevdalandı. Ama ilk kez hata yapmadı.

2 Mart 2014 Pazar

Hayırlısı

Yürek ne lanet şey boşluk içindeyken.
Ne biri var çekecek yukarı ne de biri var atlayacak aşağıya.
İnsanlar kusursuz olmaz da biz çok hata yaptık. Çok ayağa kaydık.
Çok ayağımız kaydı belki ama çok ayağa kalktık... falan filan tarzında böyle çok boş ayağa yattık.
Ne Suriye diyorum ne Filistin diyorum. Camdan dahi baksan, derdinden utanacağın çok dert var aslında.
Bazı anlar, herkesin derdi kendine oluyor tabi, değil mi?
Öyle ya. Bazı anlar unutuyorsun bombalanan çocukları. Aklının ucuna teğet bile geçmiyor öksüzün yatağı olmuş sokağı.
Unutmak var böyle var olan dünyayı kendine dönüp. Geçmişin pişmanlık kokan dakikalarını yad etmek var. Geriye dönüp bakmak ama varamamak var. Çok yol var önünde ama varın yanında bir gidememek var. Çok durak gelecek belki ama kalamamak var. Bir şans dilemek ama alamamak var.
Konuşmak ama anlatamamak var. Yazıp yazıp karalamak ve okunmamak var.
Derde derman olan bir sözcük var birde...
'Hayırlısı' var hayrından ötürü ama hayrından büyük bir ilah var varlığı yaratan.
Hem varlığı hem de yokluğu yaratan...

13 Şubat 2014 Perşembe

Merhaba çocuk,


Bu görüşmelerimiz gittikçe azalıyor sebepsiz. Ne sen yatağından kalkıp uğruyorsun ne de ben aklına misafir olmaya tenezzül ediyorum. Bir kelam hatır vardır elbet yazılmış onca satırda, he... yok mudur? Allah'ın selamını getirmişsin, bir demlik de ben alırım diye umut ediyordum. Bir iki sırrın belini kırarız yine. Derdine karşın bir deri koltuk sereriz kağıtlara, oturur anlatırsın buluruz dermanını.
Senden 13 sene sonra doğdum, buna rağmen büyüğüm senden be çocuk. Olgunluğunu bana yaza yaza, sen eksildin. Çocuklar aptal olur derler. Çocuklaşmışsın soğuk çölün çekirgesinin bana fısıldadığına göre. Bilirsin neden bahsettiğimi. Seçimlerin diyelim. Doğru ama bir o kadar da yanlış seçimler. Belli hayata seçmek için gelmediğin.  Bu denli kararsızlık yüklü göz altların bunu bağırıyor aynalara geçen günlerince.
17 senedir şiş, uzun kirpikleriyle kara gözlerin...
Değdiği gözleri tökezletti ve takılı kalanları örseledi kurşunlarla.
Söz deyimi bir hançer darbesiyle dünya gözüne zindan oldu büyülü yıprattığı özlemi.
Özveriyle yırtılan sahipsiz ağıtlar ve isimsiz mermerler başında kelamsız dudaklar... Hayallere ziyaret edecek bir gelecek değil, değil mi? O zaman topla beynini çocuk. Sen susma, kelam et. Anlayamayacakları her kelama katip ol. Kitap oku, okut. Yaz, çiz, boya. Gez, koş, dolaş. Önce her daim insan ol. İnsan ol ki hatırla imtihanı yoksa ölüme tükenen zamanın içinde kaybolursun.
Terk olsana insanlara. Bir ömür tatile çıkalım. Deniz sana ilham olur, alır beni yazarsın müsveddelerini. 
Yıllar geçer, tenimize vurup giden dalgalara son bir eda ederiz. Temize çekip bir gülümser ve müsveddelere son bir kez veda ederiz. 
Akabinde o çok övdükleri Azrail'i çay yudumu ile karşılar, ilk ve son kez bir selam ederiz.
Sonra da çeker gideriz.

- Kağıda mensur kalemin.

11 Ocak 2014 Cumartesi

İmtihana ne lüzum

İmtihanın nereden nasıl geleceğini bilemezsin. Şimdiye kadar okul sınavlarına hiç stres ya da heyecanla girmedim. Sonuçlarını hiç sabırsızlıkla beklemedim. Sadece gelip geçsin istedim. Hayat, okul gibi değil tabi. Hayat daha acımasız. Rüşvet kabul etmiyor. İmtihanlarını insanın karşısına daha zorlu çıkartıyor. İnsanı kapısına it ediyor. Acıları damardan sokuyor kana. Vücuda yayılırken acı, iltihaplı kolunu kesmeye vakit bulamıyorsun bile. Yine de öldürmüyor seni. İkincisine alıştırıyor. Bir daha ki şırıngayı sana fark ettirmeden aşılıyor.
Bencil biraz. Verdiklerini geri alma gibi bir huyu var. Bazen yarım ömür geçiyor, almıyor. Bazen yarım saat geçiyor... Gözünü kapatıp açtığında çoktan almış oluyor. Ne zaman nereden nasıl geleceğini asla belli etmiyor. Asla bilemiyorsun.

Bilemiyorsun. Genel olarak yani. Bir şeye alışınca hayat senin için ikiye ayrılıyor. Öncesi ve şu an. Öncesini anımsıyorsun fakat kavrayamıyorsun. Şu an'a alışmışsın, sonrasını düşünmüyorsun. Gün çatıp sonrası geldiğinde ne yapacağını bilemiyorsun. Lakin, buna dahi alışıyorsun zamanla.

Önemli olan çabalamak falan dediydiler zamanında. Aslında hiçbir önemi yokken hemde. İstersen gece gündüz çalış. Çalışmayana efendim şeklinde hitap etmen tek bir torpile bakıyor. İstersen örgütlen her sokakta barışı savun. Savaş için tek bir bakış yetiyor Türk'e. İstersen sev, sürprizler yap. Ne bileyim, bir köprüden sürprizini izlettir. Ya da papatyalardan bir taç yap. Bir mektup yaz. İstediğin kadar dilek dile. İstediğin kadar çabala. İstediğin kadar çalış. İstediğin kadar barış ve istediğin kadar sev. Yarın o köprüden geçerken yapayalnız kalacaksın yine.
Gideceğini bildiğine gel demek ne lüzum. Ölüm bile gidecek, gel demeye ne lüzum.