11 Ocak 2014 Cumartesi

İmtihana ne lüzum

İmtihanın nereden nasıl geleceğini bilemezsin. Şimdiye kadar okul sınavlarına hiç stres ya da heyecanla girmedim. Sonuçlarını hiç sabırsızlıkla beklemedim. Sadece gelip geçsin istedim. Hayat, okul gibi değil tabi. Hayat daha acımasız. Rüşvet kabul etmiyor. İmtihanlarını insanın karşısına daha zorlu çıkartıyor. İnsanı kapısına it ediyor. Acıları damardan sokuyor kana. Vücuda yayılırken acı, iltihaplı kolunu kesmeye vakit bulamıyorsun bile. Yine de öldürmüyor seni. İkincisine alıştırıyor. Bir daha ki şırıngayı sana fark ettirmeden aşılıyor.
Bencil biraz. Verdiklerini geri alma gibi bir huyu var. Bazen yarım ömür geçiyor, almıyor. Bazen yarım saat geçiyor... Gözünü kapatıp açtığında çoktan almış oluyor. Ne zaman nereden nasıl geleceğini asla belli etmiyor. Asla bilemiyorsun.

Bilemiyorsun. Genel olarak yani. Bir şeye alışınca hayat senin için ikiye ayrılıyor. Öncesi ve şu an. Öncesini anımsıyorsun fakat kavrayamıyorsun. Şu an'a alışmışsın, sonrasını düşünmüyorsun. Gün çatıp sonrası geldiğinde ne yapacağını bilemiyorsun. Lakin, buna dahi alışıyorsun zamanla.

Önemli olan çabalamak falan dediydiler zamanında. Aslında hiçbir önemi yokken hemde. İstersen gece gündüz çalış. Çalışmayana efendim şeklinde hitap etmen tek bir torpile bakıyor. İstersen örgütlen her sokakta barışı savun. Savaş için tek bir bakış yetiyor Türk'e. İstersen sev, sürprizler yap. Ne bileyim, bir köprüden sürprizini izlettir. Ya da papatyalardan bir taç yap. Bir mektup yaz. İstediğin kadar dilek dile. İstediğin kadar çabala. İstediğin kadar çalış. İstediğin kadar barış ve istediğin kadar sev. Yarın o köprüden geçerken yapayalnız kalacaksın yine.
Gideceğini bildiğine gel demek ne lüzum. Ölüm bile gidecek, gel demeye ne lüzum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder